GENEL DUYURU
Bu Blogda Ara
Mücahit KARAÇINAR
KİTABA DAİR
Etiketler
- Cahidergi
- Dünya Klasikleri
- Kitaba Dair Dergi
- Röportaj
KİTABA DAİR YAYIN AKIŞI
15 Nisan 2026 Çarşamba
YAZAR DOĞA TÜRKMEN
1. Kitap yazmaya nasıl başladınız?
Yazma yolculuğum 19-20 yaşlarımda başladı diyebilirim. 2013 yılında Facebook'ta kısa kısa yazılar paylaştığım, kendimi "çırak şair/yazar" olarak adlandırdığım küçük bir sayfam vardı. O yıllarda, ergenliğin de vermiş olduğu o yoğun duygularla sürekli okuyor ve yazıyordum. Sessiz, kendi halimde; kitapçılarda gezdiğim, kütüphanelerde saatlerimi geçirdiğim yıllardı o zamanlar. Çok konuşan birisi değildim; daha çok insanları dinler ve gözlemlerdim. Bu durum bana her insanın ayrı bir hikayesi olduğunu ve benzer olaylara ne kadar farklı tepkiler verdiğini deneyimleme fırsatı sağladı. Aslında kitap hedefiyle değil, aforizmalarla başladım yazmaya. Kitap fikri sonraki yıllarda şekil aldı. Zamanla kısa cümleler yerini uzun cümlelere, uzun cümleler paragraflara, paragraflar sayfalara derken; ortaya bugün elimde tutmuş olduğum bu eser çıkmış oldu.
2. İlham kaynaklarınız nelerdir?
Ben karakter olarak hassas, duygu olarak ise empati yeteneği yüksek olan bir insanım. Bu sebeple şiirlerden çok besleniyorum. Satırlardaki o kısa, öz ve duygu yoğunluğu beni çok etkiliyor; bu durum benim kalemime de yansıyor ve cümlelerimde belirgin şekilde ortaya çıkıyor. Çünkü ben daha çok kalbimle yazıyorum. Kırılgan ve ince düşünen bir yapıya sahip olduğum için, kafamın içindeki o yoğun duyguları yönetip parmaklarımdan satırlara akıtmak ancak saf duygularla mümkün oluyor. İlham kaynaklarımda seçiciyim; karşımdaki bir insanın bana ilham olabilmesi için öncelikle yüreğime dokunması gerekiyor ki hissedip yazdıklarını kendi içimde sindirebileyim. Atilla İlhan, Necip Fazıl Kısakürek, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Özdemir Asaf, Sezai Karakoç, Can Yücel ve Kahraman Tazeoğlu gibi saya saya bitiremeyeceğim büyük ustaların o huzur veren ahenginden ilham alıyorum. İlk kitabım bir şiir kitabı olmasa da, içindeki her bölümü o şiirsel hassasiyetle cümlelerime işledim. 30 bölümün her birini, kendine has yoğun duygularla kaleme aldım.
3. Karakterlerinizi nasıl oluşturursunuz?
İlk kitabımda sadece bir karakter olsun istedim: Derin. Kitabım; Derin’in hayatta yaşadığı duyguları, deneyimleri, yer yer tavsiye ve önerilerini paylaştığı yazılardan oluştu. Derin bir kişi olarak görünse de arka planda birçok farklı karakterin yaşanmışlığıyla dolu; hatta bazı bölümler tamamen benim hayat hikayemden süzülen gerçeklikler. Aslında Derin karakteri, kitabı okuyacak her insandan bir parça taşıyor. Çünkü o hayali bir kahraman değil; hiç kimsenin yaşamadığı uç duyguları yaşayan biri de değil. Tamamen hayatın içinden, en yakınımızdan birisi. Okuyucunun kitap bittikten sonra "Bu tamamen ben" diyebileceği kadar gerçek bir karakter.
4. Kitabınızın ana teması nedir?
Kitabımın ana temasını kapak resminde de göstermek isterim; her insanın biricik olduğunu simgeleyen bir çiçek. O çiçeğin oluşum sürecinde, yaşamla mücadele kısmında aslında toprağa tutunmaya çalışan nice ayrı köklerimizin olduğunu vurgulamaya çalıştım. Yaşadığımız birçok farklı zorluğa istinaden; köklerini kimsenin değil, sadece bizim gördüğümüz bir "yeniden başlama" hikayesi bu. 30 bölümlük bu yolculukta okuyucuyu yer yer düşündürecek, kendini sorgulatıp yeniden inşa etmenin yollarını aratacak bir tema seçtim. İnsan olmanın getirdiği hemen hemen her duyguya değindim. İçten, samimi; okuyan kişinin sanki "Hadi gel bir kahve içelim" diyerek arkadaşıyla sohbet edercesine benimle konuştuğu hissiyle yazdım. Umarım bu his her okuyucuma geçer.
5. Yazma sürecinizde kullandığınız teknikler nelerdir?
Benim yazma sürecim genellikle "Hadi bugün bir şeyler yazayım" diye başladığım bir zaman diliminde olmuyor. Herhangi bir yazma programım veya ön taslak hazırlığım yok. Belli ölçülerin içine girdiğinizde o doğallığın ve samimiyetin, kelimelerin o sıcaklığının kaybolduğunu düşünüyorum. Ne zaman içimden gelse ve parmaklarım kendini durduramasa, o zaman yazmam gerektiğini anlıyorum. Hemen kendi sessiz, küçük köşeme çekilip; herkesten uzakta, genellikle yalnız olduğum ve kendimi tamamen yazdıklarıma verebildiğim bir ortamda yazıyorum. Tekniklerden ziyade; daha doğal, yalın, kuralsız ve düşüncelerimin demlendiği anlarda başlayan bir süreç bu.
6. Yazma sürecinizde karşılaştığınız zorluklar nelerdir ve bunları nasıl aşarsınız?
Bu soruyu bir zorluktan ziyade bir gelişim süreci olarak ele alıyorum. Her yazar çok okur mu bilmem ama ben yazmanın yanında çok okurum. Farklı yazım duygularını görmenin bana olumlu katkı sağladığını düşünüyorum. Her özgün yazarın kendine has bir dili vardır; ben de kalemimin özgün kalması için çabalıyorum. Hepimiz birilerinden etkileniyoruz, bu etkilenmeler gelişim açısından iyi olabilir ancak özgünlüğümüzü kaybettiğimiz noktada kendi kalemimize yoğunlaşmamız gerekir. Kendi kalemimde o noktaya yaklaştığımı hissedersem duruyorum. Bir süre sadece kendi yazdıklarımı okuyorum. Bazen aynı tarzları çok okumak insanı belli ölçülerin içinde hapseder; o zaman farklı alanlara yönelmek ve yenilenmek gerekiyor.
7. Okuyucularınıza iletmek istediğiniz özel bir mesaj var mı?
Olmaz mı? Tabii ki var. Okuyucularıma ne söylersem söyleyeyim hep bir eksik kalır; çünkü onlara çok kıymet veriyorum. Bu çağda teknolojiye direnip kitap okuyan, o kitaba fiziki olarak dokunan insanlar benim için çok değerli. Hele ki o ellerde tutulan kitabın benim kitabım, benim emeğim olduğunu görmek çok daha gurur verici. Bu yolda henüz yeniyim, kitlem sayıca az görünebilir ama ben yüreğiyle yaşayan okuyuculara ulaşmak istiyorum. Bir yazar olarak en çok duymak istediğim: "İyi ki sizin kitabınızı okudum, bana çok iyi geldi" cümlesidir. Zamanın çok kıymetli olduğunu düşünenlerdenim; benim kitabıma zaman ayıran her okurumun zamanı benim için çok önemli. Umarım kitabım her okuyucuma dokunur ve onlara olumlu bir katkı sağlar.
8. Bize kendinizden bahseder misiniz?
Kendimi iki aşamada tanıtmak isterim. Herkesin bildiği kısımla; ismim Doğa, 8 Aralık 1994 Ankara doğumluyum. Şu anda da Ankara'da ikamet ediyorum. Ama hayallerimde denizi olan bir şehirde yaşamak var; umarım bir gün nasip olur. Eğitim olarak hayat okulundan mezun olsam da bu kısımda diplomam yok. Diğer taraftan ise Sosyal Hizmetler ve Sosyal Medya Yöneticiliği bölümlerinden mezunum. Yay burcu olarak gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seven bir gezgin ruhum var; ama ben en çok gezerken yazmayı severim.
İç dünyamdaki "ben" ise; kendi dünyasında yaşayan, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan, kalabalıklardan ziyade yalnızlığı ve sağlam dostlukları seven biriyim. Genellikle güler yüzlü ve sıcakkanlı olduğumu söyler çevremdeki insanlar. Pozitif yanım hep ağır basar. Doğayı seven, gökyüzüne bakarak huzur bulan, denizi seyrederek sıfırlanan bir yapım var. Bazen koşmanın aslında durmak olduğuna inanan, bazen kaybetmenin kazanmaktan daha kazançlı olduğunu gören biriyim. Doğa gibiyim aslında tam olarak; bazen yemyeşil yapraklar, bazen kahverengi topraklar gibiyim. Her zaman yağmur da yağsa, fırtına da kopsa güneşi hep göreceğimi bilirim. Bilirim ki doğru açıdan bakarsam gökkuşağı görünecektir. Çünkü Doğa olmak biraz da böyledir; dört mevsimi de kendi içinde yaşamaktır.
9 Nisan 2026 Perşembe
ŞAİR EMİNE ÖZTÜRK
10 Mayıs 2025 Cumartesi
YAZAR SEVİL GÖKGÖZ
4 Mayıs 2025 Pazar
YAZAR SEBAHAT AKDEMİR
1 Roman yazmaya nasıl başladınız?
Memleketteydik ve elimde okumuş olduğum romanlarımı bitirmiştim. O sırada kızımla telefonda konuşuyorduk. Kızıma yeni kitaplar almam gerektiğini söylediğimde, kızım “ Anne, yıllardır hayalini kuruyorsun. Neden yazmaya başlamıyorsun? Sen yaz, kimse okumazsa biz okuruz” dedi. Olur mu olmaz mı bilemedim çünkü daha önceleri yayınevlerinin yorum sayfalarını incelediğim de sıkıntılı yazılar görmüştüm. “ Gönderdiğim dosyamı incelemediler. Dosyam geri gönderildi. Kaç defadır yeniliyorum hala dönüş yapılmadı” gibi yorumlar olduğunu görünce her defasında vazgeçiyordum. Ama bir şeyleri denemeden de neler olacağını bilemiyorsunuz. Kızımla konuştuktan daha önceden aklımda düşündüğüm kurgumu hemen oturup yazmaya başladım. Kitabımı yayınevime gönderdiğimde çok kısa bir zamanda dönüş yaptılar. Kalemimin çok iyi olduğunu ve bu yolda ilerlemem gerektiği konusunda beni bilgilendirdiler. Tabi ki almış olduğum övgüler beni tetikledi. İlk kitabımın KAYBOLUŞ yayınevinden çıktı. O sene içinde ikinci kitabım ÇIKIŞ’ ı da bastırıp yayımlattım. Ardından FGK Yayınevi kurucusu Filiz Gökdemir Köşker Hanımefendi ile tanıştık ve yayınevinin değerli yazarlarıyla birlikte ortak olan DİVİDİMİN UCUNDA 2“Yarenler”, DİVİDİMİN UCUNDA 3 “ Sinemizden Hareler” adlı iki ayrı Antoloji kitabımız FGK Yayınlarından çıktı. Her iki kitapta da birinde yirmi beş, diğerinde otuz sayfalık polisiye kurgum bulunmakta. Şimdi ise henüz çok yeni olan yeni eserimiz STAN-UP yine FGK Yayınlarından çıkarak, okuyucularımızla buluştu.
2 İlham kaynaklarınız nelerdir?
Okuduğum kitaplar, yaptığım gözlemler, kendi iç dünyamdaki heyecanlar, konuştuğum ya da hayat hikâyelerinden etkilendiğim insanlar ve en önemlisi toplumsal sorunlar. Yazarlar hepimizin bildiği gibi toplumsal sorunları kurgu üzerinden insanlara aktarmaya çalışıyoruz. Kendi gözlemlerimi, kendi araştırmalarım üzerinden eksik kaldığını gördüğüm şeyleri kurguya çevirmeye ve insanları bu konuda düşünmeye davet ediyorum. Benim kitaplarımda bir durumun açılımını yapmak ve o durum karşısında farkındalık oluşturabilmek.
3 Karakterlerinizi nasıl oluşturursunuz?
Önce vereceği mesajımı tasarlıyorum. Vereceğim mesaja göre kurgumu oluşturuyorum ve olay örgümün dizilimini ona göre şekillendiriyorum.
4 Romanın ana teması nedir?
Adalet, vicdan. Teknoloji. Bu romanı yazmamdaki neden, insanın iç dünyasındaki çığlığı, toplumsal sessizliğin ortasında görünür kılmak istedim. STAND-UP, sahnede gülümseyen bir adamın içinde hissettiği çaresizliği, dayanılmaz acıyı, adaletin eksik kaldığı yerde, insanın karanlığa düşmesini ve teknolojinin çocuklarımız için nasıl bir tehdide dönüşebileceğini anlatmayı hedefledim. Adalet en yalın tanımıyla, hak edenin hakkını alması anlamına gelir. İnsanlar arasında dengeyi, güveni ve barışı sağlayan temel ilkedir. Adalet tolumun ve bireylerin vicdanını rahatlatır ve güven duygusunu arttırır. Yanlışın cezasız kalmadığını, doğrunun da ödüllendirildiğini gösterir. Elbette ki adaletsizlikle karşılaştığımızda doğal olarak üzülüp, öfkelenip, isyan edebiliriz. Çünkü “suçlunun ceza aldığını görmediğiniz sürece, mağdur olanı teselli edemezsiniz.” Ancak konu ne olursa olsun, kanunlara, hukuk sistemine ve emniyet birimlerine güvenerek hareket etmek durumundayız.
Adalet, duygularla değil, kurallarla sağlanır. Kendi adaletimizi sağlamaya kalktığımız da toplumsal dengede belki bizlerde başka birinin hakkını ihlal etmiş olabiliriz. Buda yeni adaletsizliklere kapı açar. Bu yüzden, hukuk sisteminin dışına çıkmadan ve sağduyuyla hareket etmek, hem birey olarak huzurumuzu, hem de toplumsal barışı korumanın en doğru yoludur diye düşünüyorum.
Vicdan, bizlere doğruyla yanlışı ayırt etme yetisini veren içsel bir ses, manevi bir pusuladır. Bizler bir eylemi gerçekleştirmeden önce ya da sonra, içimizde duyduğumuz rahatsızlık ya da huzur vicdanın sesidir. Bu ses; kanunlardan bağımsız olarak kalbin ve ruhun derinliklerinden gelir ve bizlere neyin doğru, neyin yanlış olduğunu hatırlatır.
5 Yazma sürecinde kullandığınız teknikler nelerdir?
Tamamen kendiniz gibi olmanız ve halkın içindeki problemleri görünür kılmak. Okuyucu kitabı bitirdikten sonra düşünmeli, bilgilenmeli ve farkındalığını arttırabilmeli. En azından benim düşüncem bu yönde.
6 Yazma sürecinizde karşılaştığınız zorluklar nelerdir ve bunları nasıl aşarsınız?
Kurgumu daha önceden oluşturduğum için, kurgum belli, olaylarım belli, karakterlerimin rolleri ve hikâyede nasıl yol aldıkları belli olduğu için çok zorluk çektiğim söylenemez. Benim için önemli olan yazıya dökmek. Yalnız kurgumdaki kötü karakterlerin ruh halini yazmakta biraz zorlanıyor olsam da başardığımı düşünüyorum.
7 Okuyucularınıza iletmek istediğiniz özel bir mesaj var mı?
Teknoloji çocuklarımız için fırsatlar kadar tehlikeler de barındırıyor. Onları internetin karanlık köşelerinde yalnız bırakmamalıyız. Adalet arayışı çok anlaşılabilir bir durum ama onu kendi ellerimizle sağlamaya kalkarsak, bizlerde karanlıklarla yüzleşebiliriz.
8 Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?
Ben 1970 Ankara doğumluyum. Evli ve üç çocuk annesiyim. Kendimize ait kızımın kuruculuğunu yaptığı, Yaşam koçluğu ve Eğitim Danışmalığı merkezimiz de kızımla beraber çalışıyoruz. Daha doğrusu uzman olan kızım, biz ona destek oluyoruz. Kendime ait KAYBOLUŞ, ÇIKIŞ, DİVİDİMİN UCUNDA 2 Yarenler, DİVİDİMİN UCUNDA 3 Sinemizden Hareler Antoloji kitabı ve şimdilerde yeni çıkan kitabım STAND-UP adlı eserlerim mevcut.
12 Şubat 2025 Çarşamba
YAZAR HATİCE KONDU
- Kitap yazmaya nasıl başladınız?
Yazmaya olan ilgim her zaman vardı ama bir roman yazmaya Meryem’in hikayesini duyduğum anda karar verdim. Meryem’in yaşadıkları beni derinden etkiledi ve bu hikâyenin duyulması gerektiğini düşündüm. Sadece bir roman yazmak değil, aynı zamanda sesi duyulmayan kadınların sesi olmak,
“Paralı Kapının Gelini” nin de Meryem’in gerçek hayat öyküsü ile pek çok kadının yaşadığı gerçekleri edebiyat aracılığıyla anlatmak istedim.
- İlham kaynaklarınız nelerdir?
Benim en büyük ilham kaynağım hayatın kendisi,
gerçek hikayeler, yaşanmışlıklar, toplumda sesi duyulmayan insanların mücadeleleri… Bunlar beni en çok etkileyen şeyler. Paralı Kapının Gelini tamamen gerçek bir hayat hikayesine dayanıyor ve bu romanı yazarken en büyük ilhamım Meryem’in yaşadıkları oldu.
Genel olarak ise edebiyat en büyük ilham kaynağım. Klasiklerden modern eserlere kadar okuduğum her kitap, farklı bakış açıları kazanmamı sağladı.. Ama beni yazmaya yiten en önemli şey, hayatın içinden gelen gerçek hikayeler.
- Kitabınızın çeviri süreci nasıl ilerledi?
Kitabımın çeviri süreci benim için çok özel ve öğretici bir deneyimdi. Paralı Kapının Gelini’ni (Die Braut der geldverzierten Tür) Almancaya çevirirken en büyük önceliğimiz, hikayenin ruhunu ve duygusunu koruyabilmekti. Sadece kelimeleri çevirmek yeterli değil; hikayenin dokusunu, kültürel derinliğini ve duygularını da aktarmak gerekiyordu.
Bu süreçte yalnız değildim. Bir arkadaşım ve deneyimli bir Almanca öğretmeni bana destek oldu. Özellikle bazı deyimlerin ve kültürel ifadelerin Almancaya doğru şekilde aktarılması konusunda onların katkısı çok değerliydi. Türkçede derin anlamlar taşıyan bazı kelimelerin birebir karşılığı olmadığından, en doğru ifadeyi bulmak için uzun uzun düşündüğümüz zamanlar oldu. Ama kitabın iki dilde de aynı etkiyi yaratmasını istediğim için titizlikle çalıştım. Sonunda okuyuculardan gelen olumlu geri dönüşler ile tüm bu emeğin karşılığını almış oldum.
- Kitabınızın ana teması nedir?
Paralı Kapının Gelini’nin ana teması, kadınların toplumdaki yeri, geleneklerin bireyler üzerindeki baskısı ve özgürlük mücadelesidir. Bu roman, sessiz kalmaya zorlanan, kendi hayatı üzerinde söz hakkı olmayan kadınların hikayesini anlatıyor. Gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkarak yazdığım bu kitap, kadınların yaşadığı eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri gözler önüne seriyor.
Kitapta, özellikle törelerin ve toplum baskısının kadınları nasıl şekillendirdiği, onların hayallerini nasıl kısıtladığı üzerinde duruyorum. Ama bu sadece bir trajedi hikayesi değil; aynı zamanda bir direniş ve umut hikayesi. Meryem’in yaşadıkları, aslında birçok kadının yaşadığı gerçeklerin bir yansıması…
Ben de bu romanla onların sesi olmak istedim.
- Kitabınızın farklı bir dilde okurlarla buluşması nasıl bir duygu?
Kitabımın farklı bir dilde, farklı bir kültürde okurlarla buluşması tarif edilemez bir duygu. Paralı Kapının Gelini’ni Almancaya çevirdiğimizde, hikayenin sadece Türk okuyucularına değil, Almanca okuyan insanlara da ulaşacağını bilmek beni heyecanlandırdı hikayem sınırların ötesine taşınmış oldu.
Almanca okurlardan gelen yorumlar, benim için büyük bir mutluluk kaynağı oldu. Birçok kişi kitabı son derece akıcı bulduğunu, çok güzel bir konuya değindiğimi belirtti. Bu tür geri dönüşler, emeklerimin karşılığını bulduğunu görmek adına çok değerli. Bir okuyucumun ‘Kitabını okudum, sesimi duyduğun için teşekkür ederim’ demesi, ne kadar doğru bir yolda olduğumu bir kez daha gösterdi bana. Dil fark etmeksizin, hikâyemin insanların kalbine dokunması benim için en büyük ödül.
- Yazma sürecinizde karşılaştığınız zorluklar nelerdir ve bunları nasıl aşarsınız?
Paralı Kapının Gelini’ni yazarken karşılaştığım en büyük zorluklardan biri, duygusal yükü taşımaktı. Meryem’in hikayesi gerçek olduğu için, her kelimeyi yazarken büyük bir sorumluluk hissettim. Bu duygusal yoğunluk bazen beni zorladı.
Bir diğer zorluk ise, romanın doğru bir şekilde evrilmesini sağlamak oldu. Yazarken hikayenin gidişatını net bir şekilde görmek bazen zor olabiliyor, özellikle birden fazla karakterin iç dünyasını anlatmaya çalışırken. Bunları aşmak için ise, yazma sürecimde kendimi sürekli olarak motive ettim. Yazdıkça, karakterlerle daha fazla bağ kurdum ve hikâyenin bana göstereceği yolu takip ettim. Bir süre sonra yazma süreci, bir terapinin parçası gibi oldu ve her zorluk, beni bir adım daha ileriye götürdü.
- Okuyucularınıza iletmek istediğiniz özel bir mesaj var mı?
Okuyucularım için iletmek istediğim en önemli mesaj, her kadının kendi hayatı üzerinde söz hakkı olması gerektiğidir.
Paralı Kapının Gelini’ni yazarken, bir kadının kendi sesini bulması ve bu sesi duyurması gerektiğini düşündüm. Bu romanla, toplumda susturulan, görülmeyen ve değersizleştirilen kadınların hikayelerini anlattım. Kadınların kendi gücünü ve değerini keşfetmeleri gerektiğine inanıyorum.
Okuyucularımın, Paralı Kapının Gelini’ni okurken yalnızca bir hikâye dinlemekle kalmamalarını, aynı zamanda içinde bulundukları toplumda daha duyarlı ve farkındalıklı bireyler olmalarını temenni ediyorum.
8. Bize kendinizden bahseder misiniz?
Ben, aşçı olarak çalışan, okumayı ve yazmayı çok seven, 16 yıldır Almanya da yaşayan, evli ve üç çocuklu bir anneyim. Aslen Şanlıurfalıyım ama Kırşehir’de büyüdüm. Romanımda Şanlıurfa’dan Kırşehir'e uzanan bir yolculuk.
5 Kasım 2024 Salı
ŞAİR KEVSER ÖZDAMAR
1.Kitap yazmaya nasıl başladınız?
Yayınlanan kitabım bir şiir kitabı. Şiiri kendimi bildim bileli yazıyorum. Bunları kitaplaştırarak yayınlamanın benim için her ne kadar erken olduğunu düşünsem de insanın bardağı dolunca taşacak yer arıyor. Eserlerimizi kitaplaştırma isteği de sanırım bundan kaynaklanıyor. Bunun dışında bir de öykü kitabı niyetim var. Öykü, şiir gibi sadece ilhamın gelmesini bekleyen bir tür değil. Üzerinde çalışılabilecek, vakit harcanarak güzelleştirilebilecek bir başlık. Bu sebeple öykükitabımın daha önce çıkmasını istemiştim hep. Fakat kader adımızı şiirle birlikte yazmış.
2.Yazarken tıkandığınız noktalarda kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?
Endişelenmemek, verebileceğim ilk tavsiye olurdu. Çünkü tıkanma dediğimiz noktalar dönemsel olarak kendini tekrarlar. Bazen bir an gelir geçer, bazen birkaç ay sürer. Belki ruhumuzu besleyen kaynaklar körelmiştir, belki hüznümüz demini daha almamıştır. Sebepleri sorgulamayı doğru bulmuyorum. Yalnızca endişelenmeden, bunun geçici olduğunu bilerek bu dönemlerde okumaları artırmak gerektiğini net bir şekilde söyleyebilirim.
3.Kitabınızı elinize ilk aldığınızda nasıl hissetmiştiniz?
Çok da uzak bir tarih değil bu benim için. Matbaaya gittim, bir deste kitap aldım. Önceleri benimseyemedim, sanki bu kitap bir yabancınınmış gibi hissettim. Bu his bir müddet daha devam etti. Bu histen kurtulmak için kitabınızla biraz baş başa vakit geçirmeniz gerekiyor. Sonrasında sayfaları ezberledikçe, hangi şiirin nerede olduğunu elinizle koymuş gibi kolayca bulduğunuz zaman kitabınıza sahip çıkma dürtüsü doğuyor içinizde.
4.Kitabınızın ana teması nedir?
Şiir kitabı olduğu için konuların dağınık olduğunu söyleyebilirim. Ancak bir kategorizasyona gittim elbette, şiirleri Dante’nin İlahi Komedya’sından da esinlenerek üç başlık altında topladım; Inferno/Cehennem, Purgatorio/Araf, Paradiso/Cennet. En sonuna ise Anekdotlar ismini verdiğim, hiçbir şiire sıkıştıramadığım dizelerden oluşan bir bölüm ekledim. Burada da Ferit Edgü’nün Çığlık kitabının son bölümünden esinlendiğim söylenebilir. Tüm bunların dışında,genel bir eleştiri olarak da bunu çok söylüyor dostlarım, hüzün temasının her şiire bir miktar serpiştirildiğini söyleyebilirim.
5.Yazma sürecinde kullandığınız teknikler nelerdir?
Şiir adına konuşacak olursam genellikle serbest şiir yazmakla birlikte şiirde ahenk unsurlarını sağlayacak tüm tekniklerin kullanılması gerektiğini söyleyebilirim. Burada kafiyesinden redifine, aliterasyonundan asonansına, kimi zaman hece ölçüsü de dahil olmak üzere şiiri düzyazıdan ayırt etmemizi sağlayacak tüm tekniklerin şiirin vazgeçilmez bütününün bir parçası olduğuna inanıyorum.
6.Yazma sürecinizde karşılaştığınız zorluklar nelerdir vebunları nasıl aşarsınız?
En büyük zorluk hayatın ta kendisi olabilir. Nitekim hayatın bir çağlayan gibi başımızdan aşağı hızla dökülüşü esnasında bu akışa kapılıp yazma sürecinden savrulabiliyoruz. Böyle zamanlarda bir durup nefes almak, gündelik hayatın stresinden yazma süreciyle soyutlanabileceğimizi hatırlamak çok faydalı oluyor. Bunun dışında tıkanma ya da ilhamın kesilmesi gibi durumlar olduğunda da endişelenmemek ve okumaları artırarak heybemizi doldurma sürecine girmek gerektiğinden bahsetmiştim.
7.Okuyucularınıza iletmek istediğiniz özel bir mesaj var mı?
Daha çok hüzün ve karamsarlık başlığı altında aldığım eleştirilere bir yanıt niteliğinde şunları söyleyebilirim;edebiyat, acıdan kurtuluşun bir yolu değil, kimi zaman acının ta kendisi olabilir. Çünkü yazma sürecindeki insan, karşısındaki kağıtlara aslında kendini yazmaktadır. Yazma esnasında kendisiyle baş başa kalmış, kimseye açamadığı sırlarını birtakım imgelere bezeyerek satırlara dökmüştür. Yazarın kendisiyle yüzleşme sürecinin ağırlığı, okurlarda da satırlarda kendini bulma esnasında oluşur. Burada yazar ve okur, ortak bir derdi sırtlandığından birbirlerini anlama yoluna giderlerse elbette eserin verimliliği o derecede artacaktır.
8.Bize kendinizden bahseder misiniz?
Tabii ki. 2000 yılında İstanbul’da doğdum. Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinden mezunum. Anadolu Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı eğitimime devam ediyorum. Kendimi bildim bileli şiir, deneme, öykü karalarım. Fakat bunları ciddiyete bindirmem lise yıllarımı buldu. Bu yıllarda edebiyat öğretmenim yazar Ömer Faruk Dönmez’letanıştım. Ömer hocamın idaresinde okul çaplı bir yıllık yazarlık kursu eğitimi aldım. Sonrasında öykülerimi edebiyat dergilerine göndermeye başladım. İlk yayınlanan öyküm Aşkar dergisindeydi. Yine lise yıllarımda katıldığım Sivas merkezli Türkiye geneli öykü yarışmasında birinci oldum.Zaman içinde yine Aşkar, Edebistan, Güncel Sanat, Angarya,Öykümen, Serazat, Daima Edebiyat, Deruhte, Güfte Edebiyat,Bubisanat, Sina gibi dergilerde öykü, şiir ve denemelerimyayınlandı. Şu anda Öykümen edebiyat dergisinde yayın kurulunda editörlük çalışmalarımı sürdürüyorum.
31 Ekim 2024 Perşembe
YAZAR NESRİN TURGUT
2017 senesinde Anneannenimin vefatı ile başladı yazma serüvenim. Asıl meslegim Almanca öğretmenliği, çocukluğumdan beri de çizim yapıyorum.Anneannem vefat edince o yoğun duyguyla onu anlatan bir seyler yazdım o kadar yoğundu ki duygularım kısa ve çok duygusal bir hikayeçıktı ortaya ve çizim ile birleşince bir çocuk kitabı çıkmış oldu.
Her şey olabiliyor aslında ama şimdilik çocuk kitabı yazdığım için şimdilik çocuklar diyebilirim.
Inanılmaz güzel bir duyguydu, başardım demiştim içimden çünkü ilk kitabımı anneaneme ithaf etmiştim, onun ruhunu onurlandırmığımı düşünmüştüm.
4. Kitabınızın ana teması nedir ?
Sevgiyle yapılan her şeyin güzel olması üzerine.
5. Kitap fuarlarını nasıl buluyorsunuz?
Yazarlar için olması gereken bir ortam elbette ve mutlaka gerekli. Yazarın, kitabını, kendisini okuyucularla buluşturduğu güzel bir ortam.
6. Yazma sürecinizde karşılaştığınız zorluklar nelerdir ve bunları nasıl aşarsınız?
Almanya da doğup büyümüş biri olarak şunu söyleyebilirim ki Türkçe dil bilgisi üzerine fazla bilgim yoktu. Ancak zaman içinde kendimi yetiştirmeye çalıştım ve hala çalışıyorum. Yazmak, bir okyanus kadar engin ve derin öğrenmeye devam ediyorum.
7. Okuyucularınıza iletmek istediğiniz özel bir mesaj var mı?
Tabi. Kitaplarımı alıp okudukları için çok teşekkür ediyorum.Şİmdiye kadar çocuklar için kitaplar yazdım ama yakında yetişkinler içinde kitaplar yazmaya başlayacağım.
8.Bize kendinizden bahseder misiniz?
Ben Nesrin Turgut Ek 1981 Almanya da doğdum. Eskişehir Anadolu Üniversitesi dış ticaret mezunuyum. Almanca öğretmenliğinin yanı sıra çocuk kitapları yazarı ve çizeriyim. 2017 den bu yana 3 adet çocuk kitabım yayımlandı. Bunlar , Balli nin Sihirli Turşusu, Rananın gizemli balığı ve Balli ve kaybolan minik kirpicik.
















