1. Kitap yazmaya nasıl başladınız?
Yazma eylemi benim için her zaman toplumsal bir gözlem ve itiraz biçimi oldu.
Eskiden distopyaların büyük yıkımlarla, fiziksel acılarla veya dünyayı harabeye
çeviren savaşlarla geleceğine inanırdık. Ancak yanıldığımızı, geleceğin bu büyük
yıkımlarla değil "hızla" geldiğini fark ettiğim an, Bal Küpü'nün tohumları atılmış oldu.
Bizi yakan şeyin somut bir felaket değil, sistem tarafından sessizce dayatılarak kendi
icat ettiğimiz o pürüzsüzlük takıntısı ve daha fazlası olma arzusu olduğunu kelimelere
dökme ihtiyacı hissettim. Bu bütünleşik 8 öykü, bu durmak bilmeyen performans
koşusunda nefessiz kalanların hikâyesini anlatma dürtüsüyle doğdu.
2. Yazarken tıkandığınız noktalarda kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?
Sistemin o yutucu gürültüsüne ve sağır edici hızına karşı zihnimin de yorulduğu,
tıkandığı anlar elbette oluyor. Böyle zamanlarda kendimi zorlayarak hıza ayak
uydurmak yerine, kitabımın da ana felsefesi olan eylemini
gerçekleştiriyorum. Kendi gerçeğime dönüp, o saf sükûnete sığınıyorum. Çoğu zaman
her şeyin bir veriye dönüşmediği o yavaş ve sahici anlara duyduğum özlemle, bütün
ekranları kapatıp sadece sessizliğin sesini dinliyorum. Bizi esir alan o dijital
uyaranlardan tamamen kopup zihnimin kendi doğal ritmini bulmasını bekliyorum.
Bazen en büyük motivasyon ve devrim, sadece durmaktır.
3. Kitabınızı ilk elinize aldığınızda neler hissetmiştiniz?
Birbirine yabancı görünen ama aslında aynı sistemin içinde koşuşturan insanların
hikayelerini fiziksel bir bütün olarak avuçlarımda tutmak muazzam bir histi. Bu
çalışmam, sadece bir bilimkurgu masalı değil; bugün cebimizde taşıdığımız ekranların,
performans raporlarımızın ve modern bir hastalık olan tükenmişlik/depresyon"
kavramlarının birkaç adım ötesi. Her şeyin saniyeler içinde tüketilip silindiği uçucu bir
çağda, o sayfaların fiziksel ağırlığını hissetmek, benim için isyanımın sessiz bir
bayrağı gibiydi.
4. Kitabınızın ana teması nedir?
Kitabımın ana teması; geç kapitalizmin, performans kültürünün ve bitmek bilmeyen
teknolojik hızın insan bedenini ve duygularını nasıl nihai bir metaya dönüştürdüğüdür.
Sistem bize acı çektirerek değil, aksine acı çekme yetimizi elimizden alarak bizi
insanlığımızdan koparıyor. İnsanların kendi icat ettikleri görünmez baskı araçları ve
sistemin asla durmamayı emreden düzenekleri içinde nasıl yabancılaştığını
inceliyorum. Özetle, Bal Küpü insanlığın elinde kalan son direniş kalesinin "durmak"
olduğunu anlatan bir sosyolojik eleştiridir.
5. Yazma sürecinizde kullandığınız teknikler nelerdir?
Yazarken ağırlıklı olarak sosyolojik kuramları ve edebi kurguyu harmanlıyorum.
Byung-Chul Han’ın Yorgunluk Toplumu veya Guy Debord’un Gösteri Toplumu gibi
felsefi zeminler üzerinden karakterlerimin psikolojik haritalarını çıkarıyorum. Ayrıca
görsel düşünmeyi çok seven bir yazarım. Bir sahneyi yazmadan önce, o sahnenin
sinematik görsellerini tasarlıyor, atmosferi zihnimde bir film karesi gibi canlandırıp
ondan sonra kelimelere döküyorum. Bu da metinlerimin atmosferini çok daha sahici
kılıyor diye düşünüyorum.
6. Yazma sürecinizde karşılaştığınız zorluklar nelerdir ve bunları nasıl aşarsınız?
En büyük zorluk, son derece steril ve teknolojik bir distopya evreni yaratırken, insanın
o ilkel, çiğ ve gerçek duygularını metinde canlı tutabilmekti. Distopik bir kurguda
teknoloji tasvirlerinin karakterin ruh halini yutması riski her zaman vardır. Bunu
aşmak için empatiye tutunuyorum; yoksunluğun o keyifsiz gerçeğini, bir annenin
çocuğuna duyduğu sevgiyi veya sokakta kalmanın dondurucu soğuğunu filtrelemeden,
en saf haliyle metne yedirmeye çalışıyorum.
7. Okuyucularınıza iletmek istediğiniz özel bir mesaj var mı?
Kitabımın ithafında oğlum Mert'e söylediğim gibi: Büyüdükçe etrafınızı saracak olan
o sağır edici hızın içinde, kendi gerçeğinizi kurgulamaktan ve o saf sükûnete
sığınmaktan asla vazgeçmeyin. Bizi insanlığımızdan koparan o pürüzsüzlük takıntısına
kapılmayın. Sistemin dayattığı o sürekli daha fazlası; olma arzusu yerine, kusurlu
kendinize sahip çıkın. Durmayı unutmayın.
8. Bize kendinizden bahseder misiniz?
İstanbul'da yaşayan bir yazar, hibrit eğitim içerik üreticisi ve robotik kodlama
eğitmeniyim. Tarih, İktisat, Kodlama & Web Tasarımı ve Avrupa Birliği çalışmaları
gibi farklı disiplinlerdeki eğitim geçmişimi, edebiyat ve teknolojiyle birleştirerek
üretim yapıyorum. Uzun yıllardır teknoloji ve eğitim alanının içinde olmam,
dijitalleşmenin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini çok yakından gözlemlememi
sağladı. Bu gözlemleri de edebi bir kurguyla harmanlayarak öykülerimde anlatmayı
seçiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yapmış olduğunuz yorum için teşekkür ederiz...